-kesik bir düş.

-bilinmeyenin derinliklerinden, insana,

görmezden gelebileceği kadar uzak, yeniden fark edebileceği kadar yakın bir şeyi çıkarıyordu;

… gözleri bambaşka bir yüzyıldan ezgiler taşıyordu.

femmefauxx/2013

 

-kurtuluşu düşlerde bulmak…

-cennet olduğu sanılan bir cehennemde yaşıyoruz adeta.

femmefauxx/2013

-stranger.

-onu görmek ile sevmek; aynı şeydi.

 femmefauxx/2013

Uzaklık Evrimi

Uzaklık Evrimi

Biraz kaburgalarından bahsettik mahir trajedilerinin, eklem yerlerinde Eflak Boğdan, iflah olmazlığı tadında bırakılmış mantık hataları;
keskin sirke Montaigne zarar.

Unutulmuşluğunu alttan almaktan bıktığında, Hektor’un hasat zamanından

Hurdalığın, bedelsiz yardımlarına ihanetlerle dolduğunda;
Brütüsler ajitelerle nasıl kanına giriyor Avrasya’nın!

Tutarsızlık Hegel kolerasında yaşlanıyor, duyarsızlık swarowskilerde ikamet ederken;
Şirketleşmiş hizmetlerinin hezimetinde aldığın ahı, gerçeği saptırışını Spinoza üstlenmiyor!

Çıkarcı imtiyazların zirai protestliğinden beslenmekten vazgeçeceklerse,
Çivisi gevşemiş yiğitler, şuursuz kahpeler, namert goygoyların uzay maymunu olduğundan kimin şüphesi olabilir?

Tercihe sürükleniyorsun, sırp şarapneli gibi saplanıyor köhne ensene dayatmalar!
Aklındaki her bir entrika phaistos diski şimdi, çözülemiyorsun.
Yüzü asık bir fuzzy mantık sırıtıyor her yanlış anlaşıldığında.

Kendini oraya ait hissetmiyorsun, aslında en çok orada mutlu olduğunu düşündüğün sanısı tek tanığınken!

Herkesin deli tarafının yatkınlığısın bir nevi akılsızlığınla zararsız, yarım aklınla son derece zararlısın, Goethe’nin kulakları çınlasın!

Evrensel şüphelerde metodik şaibeleri avlıyor decart!

Kılıcı değildi Lukretius’un atladığı?! Kılıca damlamış eflatun bir mürekkep lekesiyle imtihanı.

Her badireyle tanıştırılıp çözümle küstürülenlerin mizanını karşılamıyor, ölçülerini kendisine saklıyor protagoras.

İmkansızı isterken, kendini, olası beklentilerden medet ummaktan uzaklaştıramamaktır doğası;
ve gereği her yaşam ideal ve yorgundur.

 

spktrm/2013

-keşke…

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

-size yakışır bir gölge olmayı dilerdim bayım.

“Ağır bir ezginin fotoğrafı”

Ezginin bir rengi vardır. Ve aslında, nerede durmak istiyorsa oradadır iyi bir ezgi. Sen duyasın diye bağırmaz.

Resim ya da fotoğraf da farksızdır. İyi fotoğraf , içeriği ile değil görselliği ile seni alıkoyar. Sesi, görüntüsü içindedir, iyi bir ezgi gibi, sen keşfedebileceğin sürece oradadır. Fauxx’un fotoğraflarını özel kılan herkesin kullanabileceği tekniklerin, onun elinde sağlam bir müzikalite kazanmasıdır. İzleyene dokunur fotoğrafları; çözemediğiniz anlamlarla doludur, ya da sonsuz boşluğuna sahiptir evrenin. Bildiğinizi düşündüğünüz, keşfettiğini sandığınız görüntü, beklediğiniz sesi vermez, size şaşırtır. Bu nedenle, bir resim gibi, izlenebilirliği zaman alır. Dokunmasını istediğiniz yanınıza dokunmayabilir, mutluluk vadetmez belki. Ancak sağlam bir plastik etki ile, “sanat farklılıktır”, “sanat duygu durumları harmanıdır” diye, sessizce “ses” verir…

madem ezgiden girdik konuya, fotoğrafları faux’un seçimi bu müzik eşliğinde izleyin lütfen…

 

femmefauxx tumblr ;  http://femmefauxx.tumblr.com/

femmefauxx; site içi yazılar kategorisinde ara.

“Çiğ Köfte kültüründe Çiğ Renkler”

Biraz sağa sola sataşasım var. Bireysellğin içinde, bir bireysel üretimin paylaşımı, ister istemez kaçak dövüşler gerektiriyor. Sanatçı ,elinde işi , satmaya çalışmaz kendini çünkü. Onun, işini satan aracılara ihtiyacı vardır. Evet bu aracılar ihtiyaçtır gerçekten de. Bazı narsistik sanatçının dizginlenip, satış yapmasına imkan sağlayan onlardır. Hoş ya, bir zenaatkarı da sanatçı mertebesinden besleyip, “kendine teslim olmuşlara” hızla bir sanatçı oluşturma becerileri de vardır. Benden söylemesi, alıcı da belli bir kültüre sahip değilse satıcının kollarındadır koşulsuz. Resim; ister dekoratif, ister sağlam pentür, ister gelenekçi, ister çağdaş olsun, yeni” bir şeyler”den bahsetme becerisi ancak onu olgunlaştırır. Bir entelektüel birikim gerektirir özetle. Balaban misali gelenekçi çıkışlı da olsa, Doğançay misali çağdaş da olsa, sınıflandırılacağı yerde hak ettiği değeri görmesi için farklılıktan bahsetmesi gerekir. Sanatı gelişmemiş toplumları düşünün,  neyi gelişmiştir ki? Ya da gelişmiş bir toplum gösterin sanatsız, var mı? Türkiye’nin içinde, gelişmiş sanat ve gelişmiş sanatseverler varken, heykel yıkan, sanata tüküren gelişmemiş zihniyetler nasıl bir gelişim köprüsü kurabilirler? Kısa tutalım okunsun,…sabrın olmadığı günümüzde sabrına hayranlık duyabileceğimiz işler gösterin, var mı?

Kurslarda boyayı yağla karıştırmayı öğrenmişlerin, çiğ renkli rengarenk tuvallerinde ,Bob Ross misali yaşama sevinci duyanların bolluğunda… Kitch‘inizi sevsinler.

……………………….

Çoğunuz onu TRT’de resim yapan adam olarak tanıdı. Bob Ross, belki de, onu seslendirenin sıcak sesi sayesinde, yarım saatte tamamladığı resimler ile sevgi kazandı. Zaten yapımın adı da joy of painting, “Resim Sevinci” olarak seçilmişti. Kötü zevk ürünü üretimlerin, beğeninin gelişimine giden yolda bir basamak olabileceği düşünüldüğünde bu tür resimler sanatı sevdirme adına katkıda bulunabilir. İyimser bir tahminle resim ve sanat sever sayısı artabilir. Öyle mi oldu dersiniz?

……………………..

1942 doğumlu Bob Ross, Amerikalı ressam ve tv yapımcısı ,1995 yılında öldü. Ressamın, sanatçı sıfatına terfisi , yaptığı resimlerin ezber temelli ve geniş fırçanın çok yönlü kullanma becerisinin ona yüklediği yoğun zenaatkar görüntüsünün gölgesinde kalmıştır. Kitch, bilindiği gibi çoğunluk tarafından beğenilen, geliştirilmemiş bir beğeni taslağıdır. Aslında Bob Ross resminde hayranlık uyandıran, ortaya çıkan görüntüden öte, kısa sürede yaşanan illüzyonda beliren suretin hızıdır.

……………………

yazı bitti,… elde kalan bir avuç soru? Soru sordurmayı başarmak ne iyi..

  Brutaltouch / mindonart 2013

Sıradanlığa Karşı

Bir fotoğrafa, tüm duygularından arınarak, onun gözleri ile bakamayan, bir resme bakarken onun sürecini yaşayamayan, yaratılmış olanın en uysal, en masum kendini ifade etme biçimi olan sanata hayranlık duyamayan, kendini geliştirmek bir yana, gelişmiş olana tahammül edemeyen, şiddeti, ezikliğinin kalkanı şeklinde kullanıp, bir yaşam formu olarak ömür tüketenlerin, umutsuzluk ve karamsarlığa sürükledikleri toplumun ilacı; eğitim ve yine sanattır. Sanat bazılarının sandığı gibi, şuursuz bir üretim biçimi değil, eğitilmiş olanın, sıradanlığa karşı yeni bir dil oluşturma çabası ve yaşamda açtığı küçük soluklanma pencereleridir. Cehalet bu nedenle Sanattan korku duyar varlığından rahatsız olur. Sadece, İnsan mayası “temel eğitim” görmemiş kişiler yaşamlarını sanatsız idame ettirebilirler.

soner göksay / 2013

“Diktatörlüğün Psikolojisi”

 

 

İşgal, dogmatik tetikleyicilik, sitüasyonist enternasyonal kurgu, marksistik, spritüel, dualizm ve kaotik kuşatımıyla yapılan yüzlerce yıllık planlar ülkelerin ayrılmaz bütünlüğü olan kutsal ve milli değerlerinin çeşitli propagandalara teşvik ve ihtiraslarla dopinglenmesiyle başlatılır. Bir truva atı götürülerek, ülke politikalarının sidik yarışlarını bizzat kurgulamış demokratik hak arayışlarıyla; subliminal, siber ve psikolojik dayatmanın amaçlandığı, eşitlik hükmü sağladıkları izlenimi ve şah görülen piyonların barış elçisi hamlelerinin sözde dünyadaki kabalist operasyonunun ekolojisidir! Saf direnişin korkusuzca yükselmesi istedikleri şeydir aslında. Bastırılıyor gibi gösterilmesi sadece “plazma saydamlık” oluşturmaları ve parazitleştirilmiş sivil kapitalizmin tek devlet planına hizmet etmesini gelenekselleştirerek fraksiyona tutuklu kalma zihni oluşturmalarıdır. Aslında aynı kanaldan departmanlaştırıyor yani şöyle düşünelim; muhafaza edilen şeyin aynı olması ancak o aynının fiilen farklılaştırılması algısının yaratılarak acıyı kademe kademe vererek iyileştirici nedenleri arıyorlar izlenimi yaratılması göz boyaması. Düello, yazılan senaryolarla, o senaryoları yıkmak sözcülüğünü kapsıyor! Elbette bu senaryolar anakronik yani geçmiş değerlerle bugünü yargılama, belli tarihsel olayları, kişileri, sonuçları bugüne “ödetmeci bir dahillikle” taşıyor. Kahramanlaştırılmış kişilerin gerçek yüzleri ortada yok sadece kendilerinin yonttukları siluetleri var. Biz gerilimi kutuplaştırarak yaşayan bir toplumuz. Görüş farklılıklarımız hep oldu. Ve bu görüş/taraf meselelerinin aşılması asla istenmez! Tatlı kaşınan bir yara gibidir. O yarayla oynarken diğer kesikler atılır. Karıştırma, örtme, manipüle etme siyonist militarizminin ekmeğine yağ sürüyor. Amaç hep sapar, sapacak da. Çünkü organize edilen bu. Ve bu böyle yansıtılacak ki yansıtılıyor da.

Yale Üniversitesinde yıllar önce yapılan bir deneyden bahsedeyim. Milgram deneyi. İnsanların erk (otorite) sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır! Buradan detaylara ulaşılabilir.

Emperyalizm değerleri önemsemez ancak bunu pozitif karşılamayla musafaha eder gibi empoze eder. Irak, İran, Afganistan, Filistin, Mısır ve Türkiye, gördük, görüyoruz. Bahaneler hiç değişmez. Mezhep ihtilafları, petrol ve aydınlanmacı döneme geçiş, önemseme/kapsama politikası, Avrupa Birliği müzakereleri ve güç ittifakları! Yoksulluk sınırları, gelir düzeyi eşitsizliği, hak ihlalleri, silah endüstrisine ayrılan milyar dolarlarca sermaye, viral hastalık virüsleri, ekonomi lobileri, sanal denetleyiciler, imitasyon adalet… İşte modern Dünya. Bizdeki balık hafızası, değerlendirme sığlığı, algı kırılması, şartlı refleks, çok yönlü derin düşünce yoksunluğu, düz mantıklılık ve genellemeler kendimizi intihar ettirdi. Urganı boğazımıza kendimiz doluyoruz.

Dünyada örnekleri vardır; eğer bir kitle oluşturabilir ve direnişe sürüklenirse onların üstünden kontrol bütünlüğü sağlanır. Bunlar Ortadoğu ülkelerinde uygulandı. Asya ve Afrika zaten yok pahasına hiçe sayılıyor. Sivil itaatsizlik tek cümleyle barışçıl, halkçı, herkese eşit davran hitabının haklı ve kimyası gereği hırslı bir sembolüdür. Ancak bunu dış komplo baskısı olmadan yapsanız bile bu dünyadaki örnekleriyle kara deliğe çekilecektir. Bu sembolün, ürkütücü yanı yeni dünya düzeni sahiplerinin kırılma noktası olarak tutum ve direnişin madalyonunun hangi yüze dönmesini kullanabilecekleridir. Sabote edilmesi kolaylaşır, ülkelerin ideolojilerini kendi lehlerine dönük uyarlamaya başlarlar. Ve ancak bir direnişi kontrolden çıkartan onun uzama süresi olabilir. Yani senaryolar manipülasyon ve illüzyonlarla haklılığı haksızlığa döker.

Tarih, politikayı sofra bezi olarak kaydeder. Zengin sofralarda devler açlıklarını giderir kırıntılar ve lekeleri bezde kalır! Hangi taraftan dahil olunursa olunsun parçalanma, dağılma sürecine yol alır. 21. yüzyıl da toplumları oyalamak için vardırlar. Geniş zamana dair bir perspektiftir ki; herkes dönüp dolaşıp aynı kumpasa geliyor ve bunlardan nemalanılıyor. Müzik ve sinema dünyası, basın, bilim, ekonomi kontrolü kendinde tutmazlar. Kontrolü kendinde tutanın elinden tutarlar. Bugün bir lider agresif bir dil kullanarak ötekileştirdiği halkını kışkırtır, eşyanın tabiatı gereği tansiyonu yükselen insanlar tepki gösterir ve bunun dış komplo çıkartmaları olduğu mazeretiyle mağdur zaferi oynayarak tabana hitap için şans oluşturur. Peki bu taban umursanıyor mu? Bence(!) hayır. Sadece kommensalist bir geçiş süreci. Söylediklerim akıl karı gibi gelmeyebilir ancak her şeyden uzaklaşın ve bir bakış açısı edinmeden bakın. Çünkü bakış açıları da kontrol edilebilir. Hala bir taraftasınız çünkü kendinizi böyle güçlü hissediyorsunuz.

Hallaç pamuğu gibi oynanır; akıl tutulmalarına maruz bırakılır, herkese görüş devredilirken bu fanatikleştirilir. Her kanaldan bir doktrin verilir. Yasal, demokratik ve illegal örgütlere hareket ve “ileri atılmaları için değer” atfedilir. Kastettiğim nüans ince şöyle ki; miraslarımız, kutsallarımız, değerlerimiz öz de baki ancak içine klonlanmış kopya yeni akım siyonizm boşaltılarak istenilen doktrinler doldurulur ve bunları destekleyici liderler tayin edilir. Bunlar parlamenter muhafaza etme propagandasıyla yapılır.

Karmaşa, olumlayıcı karşıtlık, reddin elde edilişi ve ayrıştırma ile gerçeklik algısı bertaraf edilir. Tek güç imparatorluğu istikrasına devletler dahildir. Bir meseleyi bayağılaştırma ve basitleştirmeyle, ayağa düşürmeyle böyle olduğuna olanak verilmemesinin sağlanması, inandırıcılığının kaybettirilmesi onun gözden ırak veya önemsiz olduğu olgusunu yaratır ki bu gerçekleşmesini kolaylaştırır. Bunları sindiremeyenlerin sindirememesinin nedeni duygusal türbülanstan ve bilinçaltı koşullanmalarından kaynaklanır. Politika da siz lider seçmezsiniz. Lider, sizin onu seçtiğinize ikna ederek sizi seçer. Şartsız benimsetme. Temel de tüm sorun sizin . İyi ve kötü karışır. İyinin içindeki kötü tüm iyiye yansıtılır. Bir keşmekeşte içindeki samimi, dürüst, adalet ve doğruluk kaygısı seslenen insanlar da ne yazık ki sonradan içeriye dahil edilen türlü cenderelerden, mimlenir nasibini alır. Batı acımasız mantığını diyaloglar gayesinin duygusal ortaklığıyla pazarlar çünkü toplumların genetiğini iyi biliyorlar. Duygusal insanlarız bizi nasıl yönlendirecekleri açık, bilhassa psikolojik yönlendirmeleri kek gibi yeriz, yiyoruz da. Sahte düzenin yerleştirilmesi için gerçek duygular ve tutkular her zaman kullanılır. Türk milletinin mukaddes iki damarı inanç ve vatan sevgisi üstünde romantizm paranoyası cirit atıyor. İnandırdıkları inanmak istediğimiz temalar da barındırıyor haliyle! Son yıllarda iyice misillemeci ve intikamcı olduk. Zorbalık, zulüm ve vahşete duyarsızız. Taraf perdesinden kurtulamıyoruz. Matematiksel ve analitik düşünmeyi beceremiyor, bilmiyoruz. Bu yüzden suistimalleri engelleyemiyoruz… Olan yine biz mazlum ve masumlara olacak!

Önemli bulduğum ve mutlaka okunmalı dediğim bir kaç link;

Rothschild Hanedanlığı, Filistin ve Yeni Dünya Düzeni

Tesla, HAARP ve Illuminati

Sübliminal Mesajlar, Çizgi Filmler ve Bilinçdışı – Volume I

 

spktrm/2013

ars longa vita brevis / sanat uzun hayat kısa

İnsanın yaşama karşı direnç noktalarından biridir sanat; sanatsız bir toplum hoşgörüden ve yaşam değerlerinden payını alamaz.

Toplumsal kaygının böylesine yoğun olduğu dönemlerde kurtarıcıdır; zamana tanık, geleceğe belgedir.Türkiye’de son günlerde yaşanan olaylarda, sanat ve sanatçıların önüne çekilen setler de giderek netleşmiştir. Sanat, öncelikle yalnızlığı benimsemiş ve diğerlerinin yaşam hakkına saygılı; tüm yaşam anlarından güzellik ayıklamaya çalışanların ilgi alanıdır. Bu anlamda toplumsal kaygının da bir numaralı ilacıdır.Yeniden merhaba…

 mindonart / 2013

 

-yokluk; böyle bir şey olmalı.

gitmek istiyorum.

sessiz ve sarı yaprakların olduğu, güneşin doğduğu, denizin ve kuşların sesinin duyulduğu, kendi çıkmazlarımdan inşa ettiğim gökyüzünü görebileceğim  -bazen gerçek gökyüzü işe yaramıyor çünkü-

hiçkimsenin olmadığı, uzak, büyük, yeşil, uyku olan ve dalgalara eşlik eden piyano sololarının duyulabildiği bir yer’e… sanki kalbim kocaman yumruklar arasına sıkışmış gibi, çıkamıyorum.

(ya da “o” çıkamıyor).

-yokluk böyle bir şey olmalı.

femmefauxx: sürgün’den notlar/ temmuz 2012

-“müzik bitti, kadın öldü.”

hiç sakınmadan dalgalanırken ve yükselip alçalırken
günlerce kendine dönük durdu, olduğu yerde.
zaman zaman iki satır öksürük sesi, zaman zaman belli belirsiz.
hiç sakınmadan nefes alıp verirken ve ciğerleri zehirle dolup boşalırken
içindeki bağın kopmasıyla kıskançlık krizine tutulan fırtınanın dağıttığı saçlarının arasında bir enkaz
kaldı,
uzaklaşıyor mu, yakınlaşıyor mu?
bazen, belli belirsiz.
bazen, belli.
bazen, belirsiz.
belirtisiz.
delirtisiz.

günlerce dönük durdu kendine, kendisi yüzüne doğru döndü ve dedi ki;
“bana sırtını dönme.”
sadece gözleri rol yaptı ve dönmedi bile arkasını.
kendi kendine sırtını dönmüştü,
durmuştu,
uzaklaşmıyordu, yakınlaşmıyordu.

müzik bitti, kadın öldü.
ziyadesiyle eski bir bilmece.
ama durmaksızın yanıtlamaya çalıştığı
her durakta bekleyenlerin gözlerinde arardı cevabı,
“müzik bitti, kadın öldü.”

sonra yanıtladı, ama kendi için yanıtladı.
müzik biterse, herkes ölür.
bu nedenle yeniden başladı orkestra, ne fırtınanın kopmasını andırırdı bu, ne de uzaklaşırken yakınlaşmaya.
ve yeniden başladı orkestra, tra la la la la..

hiç sakınmadan dalgalanırken sesler ve yükselip alçalırken,
saatlerce kulaklar için yol aldı müzik; olduğu yerde.
zaman zaman iki satır insan sesi, esasında enstrüman taklidi.
hiç sakınmadan nefes alıp dikkatlice nefes verirken ve ciğerlerine dolan havayı seslerle boşaltırken,
içlerindeki ağın bağlanmasıyla dünyadaki her işitebilene, kıskançlık krizine tutulan gök gürültüsünün yayamadığı o görkemli sesler arasında bir hazine kaldı,
nasıl olduysa onu bile umursamayıp hoşnutsuzluğunu buldu ve ayrıldı oradan.
can mı çekişiyordu, ölüyor muydu?
belli, belirsiz.

kendini tekerrür ederken dahi istikrarlı hareket etmeye çabalayan bu deneysel dünyanın içinde,
içinde gezindiği koridorlarda terk ediyordu; geçmişini.
kendi içinde kendini tekerrür ederken
içinde gezindiği dünyadan bağımsız, tutarsız koridorlarda terk ediyordu; zamanını.
anlamlandırmaya çabalarken varlığına inandıklarını,
dinlerken beklediklerinin yakınlaşmasının sesini,
sorduğu soruların kafasından uçtuktan sonra hangi istikamete doğru ilerleyip nereye sürüklendiğini,
merak ederken hepsini,
direndi zaman; birden ikiye,
üçten dörde kadar ağırdan aldı kendini.
beşten altıya yarı yarıyaydı.
altıdan yediye kadar hiçbir bir şey yapmadı.
yediden sekizi görmezden geldi, dokuza atladı.
dokuzdan atıldı, onda mutluluğu yakaladı.
onbirden sonra ne olacağını biliyordu;
onikide..

vurulmuşa döndü, ama ruhundan.
kendi elleriyle çekti ipini, kukla.
oynattı ayaklarını, bacaklarını sonunda.
uyaklı sesler duymaya gereksinim duyuyordu,
ama gereksinim duyacak kadar da algılayamıyordu kulaklarını.
gereksinimleri de onu duymuyordu nasıl olsa, tınlamıyordu bile..

son bir yudum daha aldı boş şişesinden,
içindeki sayısız koridorlardan ileriye doğru bakmaktan bıkmıştı ki gökyüzünü gördü.
gri foton yağmuru yağıyordu yerçekiminden hür.
süzülüyordu yansımalar yönsüz.
kalitesini sorguluyordu ses dalgalarının..
baş kaldıracak kadar da sıkılmıştı durumundan, fakat ileri doğru bakmaktan bıktığı için kaldırdı başını
ve gökyüzünü gördü.
siyah-beyaz hayatlar yaşıyordu gökyüzünden hür,
akıyordu zaman istisnasız..

müzik bitti, kadın öldü.
ziyadesiyle saçma bir bilmece.
hiç durmaksızın aklından silmeye çalıştığı,
her durakta bekleyenlerin gözlerine satmaya çalıştı;
“müzik bitti, kadın öldü.”

etraftakilerin deneyselliğini yok etmeye çabaladığı bu dünyanın içinde,
dışından bakıldığında görülenle
içinden bakıldığında görülen arasındaki farktan hür,
anlamsız görüşlere bırakıyordu zihnini.
iliştiriyordu sessizliğe kendini,
kendisine arkasını dönmüş benliğine, arkasını dönmüş duruyordu.
ama merak da ediyordu;
anlatmaya çalışanların sonsuz çabalarını,
yaklaşan sesleri duyarken merak ediyordu.
verilmeye çalışılan mesajı anlayamadığı için, merak ediyordu anlaşılmazlığın nasıl bu mesajların içine saklanabildiğini.
sorulan soruların, cevaplarını, yayından çıktıktan sonra yol alıp beyninin neresine sürüklendiğini.
merak ederken hepsini,
toprakta yeşerdi zaman, birden ikiye.
üçten dörde rüzgar,
dörtten beşe ateş,
beşten altıya su,
altıdan yediye dondu,
yediden sekize eridi,
sekizden dokuza sel oldu,
dokuzdan aktı, o’nda mutluluğu yakaladı,
o ise mutsuzdu..

bir türlü büyüyemiyordu…
arka bahçesine ektiği tohumlar, uykusuz kalıyordu her gece.
sırf gece olsa yine iyi, günlerce gecelerce uykusuzdu.
uyku tohumlarından kabuslar çıkıyordu, belirsizlik açıyordu tam mevsiminde.
rüzgarın sesine arkadaşlık ederken bir süre sonra her şeyin çürüdüğünü farkediyordu.
toprağın sesine arkadaşlık ederken bir süre sonra her şeyin çürüdüğünü farkediyordu
ateşin sesine arkadaşlık ederken bir süre sonra her şeyin çürüdüğünü farkediyordu.
yağmurun sesine arkadaşlık edemiyordu.
arka bahçesindeki tohumların bir süre sonra çürüdüğünü fark ediyordu.
çürüyordu farkındalıkları..
her geçen gün çoğalıyordu aralıkların uzaklığı.
her geçen gün çoğalıyordu ayrılıkların yıpranmışlığı.
edebiyat yapıyorlardı bi’ köşede, sonuçların nedenleri üzerine.

oysa ne kadar güzeldi felsefe, unutmuştuk düşünmeye düşünmeye.
evde yemek kalmadığında olgular mı olaylar mı diye birbirimizi yerken, uyutmuştuk beynimizin sağ yarım küresini.
kuzey yarım küredeki sağı solu belli olmayan bir ülkede ise
gölge’si hasret;
ait olduğu yer’e
……

                                                           -femmefauxx

-hüzüntü.

…ama işte zamanın kulakları yok.

bugün düş’mekte olan bir kedi’yi, onu tutmak yerine;

zamanı azarlayarak  engellemeye çalıştığımda bunu (anlamamak istediğimi) anladım. 

yine de cevabının yakınlarında dolaşmak onur vericiydi.

saygılar.

femmefauxx

-gece azalırken…

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

Fotoğraf; femmefauxx 2013 / mindonart

-duvardaki dallar çoğalıyor.

 

femmefauxx

Hayatın Mucizesi

Tek şeyden eminim dedi; – Hayatın provası yok!

Hayatın provası yok, evet olduğu gibi açık ve keskin. Belirsizlik tek belirli tarafı. Planlar, evet planların, planlarınız; hepsi sadece başlangıçlar için. Sonrası doğaçlama olacak zamanın içinde eriyen küçük planlı başlangıçlar. Aferin size, aferin bize,… neden mi; -bu debelenme becerimiz için! Sürekli denemelerden yorulmadığımız için, provasız hayatı , dibine kadar provalarla doldurduğumuz için…

Ve mucizesi; belirsizliğe rağmen belirlemek çabasıyla kuşatılmış yaşam düzeni,.. yer-sen.

kalfa iki satır / mindonart 2013

Pawel Kuczynski

Pawel Kuczynski

Sanatçı’nın web sitesi burada