ikimiz de yok olacağımızın farkındaydık..
ve geçici ellerimizi naifçe tuttuk şehir gibi küçücük bir sonsuzlukta.
femmefauxx 2014/mindonart
aklı sanatta olanlar için…
Browsing Category: Blog
bütün bu kişiler,
isimler,
yerler,
tarihler,
tuhaf olaylar,
gereksiz ayrıntılarla uğraşan betimlemeler,
dile getirilmesi gerekmemesine karşın dile getirilenler,
dile getirilmesi gerekmesine karşın dile getiril(e)meyenler,
acemice saklanmaya çalışılanlar,
herkesin işine yarayan abartmalar,
gelişigüzel değinmeler,
geçiştirmeler,
platonik susuşlar…
-böyle yaparak hayatı acaba daha da içinden çıkılmaz bir hâle mi getiriyorum?
femmefauxx 2014/mindonart
akorların ardından buyuran sessizlik, aşina olduğumuz sessizliklere benzemez:
dikkatli;
yaşayan bir sessizliktir bu.
varoluşunu hissetmediğimiz pek çok şey, bu sessizlikten faydalanarak içimizde mırıldanır;
-ve sona eren bir şarkının bize neler söyleyeceğini hiçbir zaman bilemeyiz.
femmefauxx 2014/mindonart
..başkaları gibi değildim, hatta biraz daha iyiydim. bir kere, benim vicdani kaygılarım vardı, başkalarında ise böyle şeyler katiyen yoktu. sonra ben sanatı seviyordum, her şeyden çok seviyordum, bu da tercihimi sınırlardı. başkalarının durumunda is böyle bir şey söz konusu değildi. son olarak ben, daha müşkülpesent biriydim, daha ince düşünen biri de diyebiliriz. beni yanıltan tam da bu incelikler oldu. kırılganlıktan başka bir şey olmayan şeyi erdem sandım, ve oyuncuları daha çirkin olmuş olsalardı alın yazımın beni tanık ettiği sahne, şüphesiz beni daha az sarsardı.
ortak yaşam benim için daha katlanılmaz oldukça, duygusal olarak yalnız olmak bana daha çok acı çektiriyordu. en azından çektiğim acıya makul bir sebep yüklüyordum. son derece basit şeyler beni ziyadesiyle geriyordu; sanki zaten suçluymuşum gibi, benden şüphelenildiğini zannettim. zihnimde yer eden bir düşünce, kurduğum bütün her şeyi bana zehir etti. hastalandım. eskisinden daha çok hastalandığım demek daha yerinde olur, çünkü kendimi bildim bileli biraz hastaydım zaten.
çok ciddi bir şey değildi. bu benim hastalığımdı, daha sonra da mütemadiyen başıma gelecek ve daha önce de başıma gelmiş olan bir hastalık; çünkü hepimizin kendine has bir hastalığı vardır, tıpkı kendi özel sağlığı gibi, ve bunun ne olduğunu tam olarak keşfetmek zordur. epey uzun bir hastalıktı; aylarca sürdü; her zaman olduğu gibi, bana biraz huzur verdi. ateşim çıktığında musallat olan imgeler, hastalığımla birlikte ortadan kayboluyordu; geriye sadece müphem bir utanç kalıyordu, ve hatırası, flulaşmış hafızamda silikleşti. işte o zaman, nasıl ki sabit bir fikir ancak yerine bir başkası konulunca bir anlığına yok olursa, ikinci saplantımın yavaş yavaş büyüdüğünü gördüm.. ölüm ayarttı beni. ölmek her zaman çok kolay gelmişti bana. ölümü tasavvur etme tarzım, aşka dair hayallerimden pek farklı değildi: ölümde bir bitkinlik, tatlı bir kaos görüyordum. o günden beri, ömrüm boyunca bu iki saplantı sırayla zihnimi oyalamayı sürdürdü: biri beni diğerinden kurtarıyordu ve hiçbir akıl yürütme beni ikisinden de aynı anda kurtaramıyordu.
yatağıma uzanmıştım; camdan, karşı evin yeşil duvarına bakıyordum, boğuk çocuk sesleri geliyordu. hayatın sonsuza dek bu yeşil duvar, bu boğuk sesler ve gizli bir hastalığın verdiği bu sıkıntı olacağını söylüyordum kendi kendime. hiçbir şeyin çekilen sıkıntılara değmediğini ve artık yaşamak istememenin zor olmayacağını söylüyordum kendime.. ve yavaş yavaş, kendi kendime verdiğim bir cevap gibi, içimden bir müzik yükseliyordu. önce hüzünlü bir müzikti, ama çok geçmeden böyle tanımlanabilir olmaktan çıkyordu, çünkü yaşamın ulaşmadığı yerde ölümün manası kalmaz, ve bu müzik de ikisinin çok üstünde süzülüyordu.
dingin bir müzikti, dingindi; çünkü güçlüydü. odayı olağanca dolduruyor, düzenli, yavaşça gelen şehvetli bir dalganın insanı beşiğinde sallaması gibi beni yuvarlayarak altına alıyordu, karşı koymuyordum ve bir an olsun yatıştığımı hissediyordum. kendi kendinden korkan hastalıklı bir kız olmaktan çıkıyordum: sahiden ne isem o olduğuma inanıyordum, zira hepimiz kendimiz olma cesaretine sahip olsaydık tepeden tırnağa değişirdik. alkış peşinde koşamayacak, hatta alkışlara tahammül edemeyecek kadar utangaç olan bana, büyük bir müzisyen olmak, içimde adeta bir yürek gibi çarpan bu yeni müziği insanlara iletmek kolay geliyordu. dışarıdan evin kapısına takılan anahtar sesi birden bu müziği kesiyordu ve ben aslında olup biten her şeyin sadece nabzımın hızlı hızlı atışı olduğunun farkına varıyordum.
femmefauxx 2014/mindonart
tüm hayatım boyunca dinlediğim şarkıları, anladım ki boşu boşuna dinlemişim.. uğruna harcadığım onca zaman ve emek manasızca uçup gitmiş. bir zamanlar taparcasına sevdiğim eserler, dinleyicileriyle aynı korku ve güvensizlik içerisinde notaya alınmış olup, anlamsızlığın ve sığ düşüncelerin başyapıtlığı olarak ziyadesiyle gözümden düştüler.
-çünkü hiçbir şarkıda, o’nu dinlerkenki hissettiğim etkinin en uzak bir ifadesine dahi rastlamadım.
femmefauxx 2014/mindonart
yaşamınız, dolduramadığınız boşluklardan oluşursa, bir süre sonra rüyalarınıza hakim olamamaya başlarsınız; her ne kadar canınız yansa da, kaçınamazsınız rüyalarınızdan.
…………………….
Yalnız yatağınızda, bazen rüyanız’la vedalaşırken, aslında hiç var olmayan ikinci yastığın yerinde olmadığını anlamak istemezcesine dönmek istersiniz. Kısa süreli bir oyundur bu…
bazen, öylesine kapılıp gidiyorum ki bu oyuna..
öylesine sade, öylesine güzel, ve adeta sevilemeyecek kadar “tekil”. ve o’na bakıyorsunuz, akşam güneşinin ulaştığı tozların arasında dolaşan ellerine, özü’yle böylesine bir oluşuna, ondaki o bir türlü izah edemediğiniz o şey’e, hiçbir zaman sizin hayatıınızın bir parçası ol(a)mayacak o olağanüstü şey’e; incecik, akıl almaz bir hüzünle bakakalıyorsunuz..
galiba bu nedenle o boşluğun damarlarımda dolaştığını biliyorum. ..
keza, ne zaman
kalbime isabet etse, dünyanın en devasa boşluğu meydana geliyor aniden. bir de, o acısı yok mu? (muhtemelen acı da değil, hissettiğim.)
aslında; içimde tanrı’yı aramıştım. savaş vardı; ve tanrı, ilk kurşuna yenilmişti..
femmefauxx 2014/mindonart

Kırk yarılmış kılın alçak duvarları aşılır,
dayanmanın sırtı serinkanlı velvele ve ani yakalanışları saklayış!
Başı çeken kervanın başına gelen çekilir bu çekilir çile değil.
Durmak, hareket halinin muhasebesini tutar,
durmak, bilip de konuşamamaktır.
Bir kulağı kesik mektupların diğer kulağından girse ne girmese ne havadisler.
Ayaklar altına alınan ayağımı yerden kesmeler,
gölge ederken ihsan isterler, veririm!
İçimin içime sığmadığı dalışları arıyorum, düşünmekte değiller hiçbiri!
Efkarlanmak, sırılsıklam vücudun zemheride dolaşması, üşümeyi bilmeyen.
İçi geçmiş ayılma uğraşı ve bir parçalanma hali birleştirmek
çanlar kimin için çeliyor (aklı)
spktrm/2013